Röportajlar“Her kurum ve kuruluş için terzi işi dönüşüm gerekiyor!”

Fütüristler Derneği Başkan Yardımcısı olan Şebnem Özdemir ile dijital çağı, yeni nesil teknolojileri ve 2021 öngörülerini konuştuk...
14 Ocak 202163

Dijital dönüşüme ayak uyduramayan şirketlerin varlıklarını sürdürmelerinin çok zor olduğunu söyleyen Fütüristler Derneği Başkan Yardımcısı Şebnem Özdemir, “E-ticaret yapmayacağım diyen işletme düşünebilir misiniz? Ya da COVID’den sonra uzaktan eğitimi tümüyle bırakacağım diyen bir eğitim kurumunu? Tabi dönüşümü her kuruluş için terzmanseti işi yapmak gerekiyor. İhtiyaçlar, kapasite, çalışanların nitelikleri, piyasanın 10-20 yıl sonrasında evrileceği yer, yöneticilerin dönüşüme olan inançları çok önemli. Bunları analiz ettikten sonra dönüşüm sentezlenmeli ve entegre edilmeli.” diyor. 

Şebnem Özdemir, İstinye Üniversitesi Yönetim Bilişim Sistemleri Bölüm Başkanı, aynı zamanda MIT Bilgisayar Bilimleri ve Yapay Zeka Lab’ı Araştırma İş Birlikçisi başarılı bir profesyonel. Özdemir, 2019 yılında da eş yazar olarak Geleceğin Meslekleri adıyla yayınlanan bir kitaba imza attı. Kendini ‘matematikçi’ olarak tanımlayan ve bu kimliğini sevdiğini söyleyen Şebnem Özdemir’in bu önemli rolleri arasında Fütüristler Derneği de yer alıyor. Fütüristler Derneği Başkan Yardımcısı olan Şebnem Özdemir ile dijital çağı, yeni nesil teknolojileri ve 2021 öngörülerini konuştuk…

2005 yılında Fütüristler Derneği’nin, yaşamın gelecekte nasıl şekilleneceğine dair uzgörüde bulunmak için kurulduğunu biliyoruz. O dönemde nelerin öngörüsü yapıldı ve böyle bir oluşuma ihtiyaç duyuldu? 

Fütürizm interdisipliner çalışmayı gerektirir ve öğretilebilir. Bilimsel yönüyle, özellikle 1928’de o zamanın SSCB diye bilinen Doğu Blok’unda, hemen bir yıl sonra Amerika Birleşik Devletlerinde 5 yıllık ekonomi-politik planlamalar şeklinde ortaya çıktı. Türkiye’de ilk kez benzeri bir kalkınma planı 1933 yılında, Atatürk zamanında yapıldı. Hala da yapılıyor. Sonuncusunu Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı hazırladı. 11. Beş Yıllık Kalkınma Planı adını taşıyor. Zamanla şirketler de bir kaç yıllık stratejik planlamalarını 10-20 yıl gibi daha uzun sürelere uzatabilmek için fütürizmden yararlanmaya başladılar. Özellikle bu çalışmaları şirketler ve devletler için hazırlayan danışmanlık ve düşünce kuruluşları ortaya çıktı. Üniversitelerde fütürizm bölümleri kurulmaya başlandı. Buradan lisans, yüksek lisans ve doktora derecesi alan mezunlar kamu ve özel sektörde kolayca iş bulabiliyorlar. Çok ünlü fütürist Ray Kurzweil Google’da 2012’de tüm mühendislik çalışmalarının başına getirildi. Artık toplumu oluşturan bireylerin de tıpkı tarihi öğrenir gibi geleceği de uzgörerek öğrenmelerinin, kendilerinin ve insanlığın geleceğinin kurgulanmasında söz sahibi olabileceklerinin farkındalığı yaygınlaştı. Türkiye’de de bu eksikliği gidermek için Alphan Manas ve o yılların 10 vizyoner insanı bir araya geldiler ve daha geniş kitlelere ve şirketlere fütürizmin seçenekli gelecekleri tasarlamaya yaradığını, bunların arasından olası ve olanaklı geleceklerin seçilebileceğini anlatmaya ve öğretmeye başladılar. Kurulduğu 2005 yılından bu yana Dernek uzgörü teknikleri ile 10-20 hatta 40-50 yıl sonrasının sosyal ve iş yaşamını senaryolaştırma çalışmaları yapıyor.

Peki, biraz da herkesin gündeminde olan COVID sürecine değinmek isteriz. Bu süreçte siz dernek olarak neler yaptınız? Ne tür çalışmalarınız oldu? 

Tam salgın başlamadan önce 1 Mart 2020’de ‘1 Mart Gelecek Günü’nün 8.sini Haliç Üniversitesi’nde gerçekleştirdik. Yerli ve yabancı fütüristleri ağırlayıp gençlere onların vizyonlarını anlattırdık. Konuşmacılarımızdan birisi bir zamanların en yaygın cep telefonu işletim sistemi Symbian yazılımını kodlayan David Wood oldu. COVID sürecinde bizim gelecek 5-10 yılda yavaş yavaş olacak dediğimiz şeyler bir anda gündemimize giriverdi. Böylesine hızlanma tümüyle zorunluluktan kaynaklandı. Zaten aşama aşama uzaktan eğitime doğru gidiyorduk. Aynı şekilde uzaktan çalışma da bazı şirketlerde deneniyordu. E-ticaret büyüyen sektörlerden biriydi. Daha da büyüyeceğini kestirmek zor değildi ama cep telefonunu yalnızca sesli görüşme için kullanan belirli bir yaşın üzerindekiler bile eve sipariş vererek ürünlerini satın aldılar. Eğitimden üretime, sağlıktan, tarıma, finanstan lojistiğe aklınıza gelebilecek ve hepimizin bir şekilde etkilendiği alanların teknolojik ya da moda deyimiyle dijital dönüşümü çok ivmelendi. Birçok kurum bu hızlı dönüşüme ayak uydurmakta ve çalışanlara ile yaptıkları işe zarar vermeden geleceğe sıçramada hangi rotayı izleyeceklerini öğrenmeye çalıştılar. Bu tür kurum ve kuruluşlara destek verdik. Katıldığımız pek çok TV, radyo programı, online konferans, kongrede konuşarak, dergi ve gazetelerde makaleler yazarak COVID sonrası dünyayı betimledik. Raporlar hazırladık. Üyesi olduğumuz uluslararası fütürizm organizasyonların çalışmalarına katıldık. 12 yıldır üniversitelerde verdiğimiz ‘Gelecek Bilgisi’ dersini online vermeyi sürdürdük. Türkiye’de ilk kez k-12 seviyesindeki çocuklara da fütürizmi öğretmek için bir okulda pilot program başlattık. Bunu çok önemsiyoruz. Çocuklara hayal kurmaktan korkmamalarını, merak ederlerse öğrenebileceklerini ve gelecekten her insanın sorumlu olduğunu öğretiyoruz. Eminim aralarından bizim Greta Thunberg’lerimiz çıkacak.

Pandemi dönemiyle birlikte hem sektörlerde hem de şirketler bazında aslında çok önemli değişimler oldu. Öncelikle pek çok şirket ve sektör tercihten çıkıp mecburiyete bağlı olarak dijitalleşti. Bazı şirketlerin ise aslında hiç dijitalleşme odaklı olmadıkları görüldü. Bunlar uzaktan çalışmaya uyum sağlayabilmek için acil olarak altyapı dönüşümlerine ve donanım teminine gitti. Siz bu süreçte neler gördünüz, dahası bundan sonraki yeni dönemde neler öngörüyorsunuz, paylaşır mısınız? 

Dijital dönüşüme ayak uyduramayan sektörlerin ya da şirketlerin varlıklarını sürdürmeleri çok zor. Basit bir örnek ile açıklamak gerekirse, COVID salgını sırasında semptom gösterenlerin akciğerlerinin görüntülenmesi çok önemli hale geldi. MR, CT, X-Ray, Ultrasound gibi cihazlardan çıkan görüntüleri bugün radyolojide uzmanlaşmış doktorlar yapıyor. Teknolojiye öncelik veren bazı sağlık kuruluşları bu alanda yapay zekadan yararlanmaya başladılar. Bir uzman doktorun 20 yıllık meslek hayatında inceleyebileceği görüntü sayısı 80-100 bin arasında. Yapay zekanın belleğinde tuttuğu ve kıyaslayacağı görüntü sayısı rahatlıkla 80-100 milyon olabilir. O zaman, tanıda doğruluk yüzdesi yüzde 100 ya da ona yakın oluyor. Bir insanın gözüyle bakarak varılacak tanıdan çok daha keskin bir görüş. Bu yaygınlaştığında hangi sağlık kuruluşu direnerek hala insan gözüyle bakacağım diyebilir. E-ticaret yapmayacağım diyen işletme düşünebilir misiniz? Ya da COVID’den sonra uzaktan eğitimi tümüyle bırakacağım diyen bir eğitim kurumunu? Yüzyüze toplantıdan başkasını uygulatmam diyen şirket kalır mı? E-fatura kesmem, kestirmem diyen üretici? Ancak bu dönüşümü her kurum ya da kuruluş için ‘haut-couture’ yani terzi işi yapmak gerekiyor. İhtiyaçlar, kapasite, çalışanların nitelikleri, piyasanın 10-20 yıl sonrasında evrileceği yer, yöneticilerin dönüşüme olan inançları çok önemli. Bunları analiz ettikten sonra dönüşüm sentezlenmeli ve entegre edilmeli. Fütüristlere çok iş düşüyor.

Türkiye, yeni nesil başka bir deyişle yıkıcı teknolojiler konusunda sizce nerede? Biraz daha yolumuz var mı, yoksa ileride olduğumuz noktalar söz konusu mu? 

Söz konusu yıkıcı-yenilikçi teknolojiler olduğunda tüm dünya aynı yarışta koşmaya devam ediyor. Bazıları tabi ki biraz daha ileride. Ancak adında anlayacağınız gibi ezberbozan bu teknolojilerin nereden yükseleceği çok değişken ve yükseldiği ülkeyi bir anda öne geçiriyor. Bu nedenle Türkiye olarak gerideyiz ya da ilerideyiz diyemeyiz. Ancak inovasyon becerimizi doğru kullanırsak yarıştaki farkımız belli olacak. Bu nedenle şu andan itibaren en küçük yaştan en büyüğüne kadar her bireyin gözlem yapma ve hayal etme becerisine yatırım yapmalıyız. Hata yapılmasını, risk alınmasını desteklemeliyiz. Biraz garantici tavrımızdan vazgeçmeli, bildiklerimizin dışına çıkaranları gündemimize almalıyız. Genç ve öğrenmeye hevesli birey sayısının fazlalığı bu küresel yarışın en önemli unsuru ve bu bakımdan ülkemizi kuvvetli görüyorum. Bu bakımdan genç arkadaşları, kar marjını daha az gözeterek desteklemeli, mümkünse hemen 6 ay, 1 yıl sonrasına hitap eden ürün ve hizmetler yerine, daha uzak bir geleceğe yönelik yatırımlara açık olmalıyız. Mesela Türkiye’de uzaktan eğitim çalışmalarının en çok yükseldiği yıllar 2010 yılından itibarendi. Hatta o zaman bir üniversitemizde Second Life projesi hayata geçirilmiş, dönemin teknolojileri ile bir kampüs yeşil alanlarından binalarına kadar bir bilgisayar oyunu gibi modellenmişti. Öğrenci ve öğretim üyesi kendine bir avatar seçebiliyor, bu avatarla ders anlatıp, derslere girip sanal çimlerde oturup arkadaşları ile sosyalleşebiliyordu. Ancak o proje “gerçeği dururken hiç kimsenin sanal bir kampüs yaşamını tercih etmeyeceği” düşüncesi ile rafa kaldırıldı. Eğer o zaman o proje devam ettirilmiş olsa idi, şu an dünyaya ürün satıyor olurduk. Uzak gelecek derken işte aslında tam da bunu kastediyorum. 

Bir yandan da dijital çağ çoktan başladı. Bu noktada; özellikle bilişim ve teknoloji ile ilgilenen gençlere tavsiyeleriniz neler olacak? Kısa vadede sizce hangi teknolojiler ön plana çıkacaktır ve gençler hangi alanlara daha çok eğilmeli? 

Genç arkadaşlara her gün en az bir adet bilimsel makale okumalarını, her yeni değişen teknolojiye açık olmalarını, bilişime dair sürekli kendilerini yenilemelerini tavsiye ederim. Bizim en büyük hatamız sıklıkla kullandığımız bir sistemi en kolay sanmamız ve her sistemde aynı biçimi beklememizdir. Mesela bir X video konferans sistemine alışan bireyler, hep aynı görüntüyü ve kullanım özelliklerini diğer konferans sisteminden de bekliyorlar. Benzemiyorsa da hemen “zor, kullanışsız” olarak etiketleyip tepki gösteriyorlar. Oysa adaptasyon çağımızın en önemli becerisi. Biraz denemek ve yeni bir alışkanlık kazanmak, yeniden ve yeniden adapte olabilmek çok önemli. Tıpkı yeni bir yemeği denemek gibi, her yeni teknoloji de yeni bir lezzet barındırır ve farklı bir ufuk açar. Bu deneyimin ötesinde dünya “devletler yapısından devlet gibi davranan şirketlere doğru” ilerliyor. Bu noktada sıkı sıkıya sarıldığımız ve asla başkasını kullanmam dediğiniz her teknoloji dijital dünyada tekelleşmek demek. Mesela pandeminin yoğun yaşandığı Nisan-Mayıs aylarında YouTube, çok prestijli bir sağlık konferansının canlı yayınını bir anda kesti, gerekçesi verilen bilgilerin Dünya Sağlık Örgütü ile örtüşmemesi idi. Bu o anda yeni laboratuvar denemeleri, çözüm ve tedbir önerilerinin sesinin kesilmesine, bilginin yayılmasının engellenmesine neden oldu. Özgürlükler bir dijital dünya devinin çizdiği kadar mı olmalı? 

Genç arkadaşlara özellikle veri okuryazarlık becerisi kazanmalarını, 3 boyutlu yazıcı teknolojileri ve genişletilmiş gerçeklik teknolojilerine bir göz atmalarını tavsiye ederim. Bu ve benzeri pek çok teknoloji önümüzdeki 5 yılın kritik belirleyicileri olacak.

2021 yılı itibariyle süreci de göz önüne aldığımızda nasıl bir yılın bizi beklediğini söylemek doğru olur? 

2021 yılı bizler açısından yeni bir başlangıç olmalı. Gerçekten geri dönüşüme evimizden başlayarak dikkat etmeli, enerjiyi tasarruflu kullanmalı ve kaç yaşında olursak olalım sağlık günceleri tutmalıyız. Hatta sevgili genç arkadaşlar, dijital sağlık günceleri henüz araştırmaları süren ancak önümüzdeki yılın en önemli yatırım noktalarından biri olacak, benden söylemesi. Çünkü şu anda 40 yaşında olan birisi 25 yıllık sağlık güncesini oluşturduğunda, yani 65 yaşına geldiğinde yeni bir virüs vakasında nasıl bir tedavi uygulanmalı, riskli mi değil mi daha net anlaşılabilecek. Özetle iki V hakim bir dünyaya uyanıyoruz, Virüs ve Veri. Güçlü olanın değil, adapte olanın hayatta kalabileceği bu yeni dünyada virüs aslında çözülmesi çok basit bir sorun, sadece eski alışkanlıklarımıza körü körüne tutunmayalım. Veri ise hem çok büyük bir fırsat. Özgürlüğümüzün, başarılarımızın ve hür irademizin veriye bağlı olduğu bu yeni dünyada dikkatli ve yaratıcı olabilmek dileğiyle.

İlgili Haberler