Röportajlar“Değişen kullanıcı alışkanlığı kalıcı olacak!”

10 Haziran 20204490

Kuruldukları günden bu yana dijital olduklarını ve beklentilerinin müşterilerinin de dijitalleşmesi olduğunu söyleyen Getir Kurucu Ortağı Tuncay Tütek, “COVID-19 döneminde özellikle mobile olan talebin hızlı artışı ile birlikte bu kullanıcı alışkanlığı değişiminin önemli ölçüde kalıcı olacağını düşünüyoruz.” dedi.

Getir Kurucu Ortağı Tuncay Tütek, 1997 yılında Ortadoğu Teknik Üniversitesi Gıda Mühendisliği bölümünden mezun olduktan sonra, Bilkent Üniversitesi’nde MBA yaptı ve buradaki mezuniyetinin ardından da Procter&Gamble’da 4 yıl boyunca bebek bakım, hijyen ve güzellik bakım kategorilerinde marka yöneticiliği görevini üstlendi.

Bir süre ağırlıklı olarak savunma sanayine üretim yapan aile şirketleri T-Kalıp’ın Ankara ve New Jersey’de kurulmasında rol alan Tütek’in, aslında aklında hep bir marka yaratmak ve onu yönetmek vardı ve nitekim 2014 yılında Ortadoğu’da bir şirkette Pazarlama ve İş Geliştirme Direktörü görevini sürdürdüğü sırada Getir fikri doğdu. Bundan 1 yıl sonra da Nazım Salur ve Serkan Borançılı ile birlikte Getir’i hayata geçirdi.

Getir Kurucu Ortağı Tuncay Tütek ile Getir’in COVID-19 sürecini ve bu süreçle birlikte gelen planlamalar ile yenilikleri konuştuk…

COVID-19’un gündeme gelmesiyle birlikte ne tür hazırlıklar yaptınız? Süreç devam ederken teknolojik anlamda sorun yaşadığınız noktalar oldu mu?

Sene başından beri tüm dünyadaki durumu takip ediyoruz. 9 Mart itibarıyla ise süreci sağlıklı şekilde yönetebilmek için bir yönetim masası kurduk. Bu süreçte tedariği nasıl yönetebileceğimiz ve talep artarsa nasıl karşılayabileceğimiz üzerine çalıştık. Yurt dışındaki gelişmeleri gözlemleyerek bu döneme hazırlıklı girdik. Olası kriz senaryolarını önümüze koyduk. Salgının gidişatına bakarak bu süreci günlük, hatta saatlik yönettik. Talebin yoğunluğunu karşılamaya çalışırken tedarik zinciri ve dağıtım ağımızın karşılaşabileceği yeni zorluklara ve bunları çözmeye odaklandık. Artan talebe karşılık verebilmek için ana depolarımızı büyüttük, yenilerini kiraladık. Yaklaşık 500 araç satın aldık ve operasyon ağımızı genişlettik. İlk vakayla birlikte durumu anlamak, gelecek günlere ilişkin doğru öngörülerde bulunmak, yeni gelen kullanıcıları ve mevcut kullanıcıları doğru okumak çok önemliydi. Vaka açıklamasının ardından kullanıcılar ne yapacağını bilemedi, stok yapmaya çalıştı. Dolayısıyla talebi tahmin etmek zorlaştı. Çıkan haberler ve yapılan açıklamalar bizim için birer değişken haline gelmeye başladı. Vaka sayısına, sokağa çıkma yasağına, söylentilere göre talebin değiştiğini gözlemledik. Kullanıcılar, stres varken temel gıda alışverişi yaparken, daha iyi hissettiğinde dondurma çikolata yemeye başladı. Hem dış etkenleri gözlemleyerek hem de kullanıcılarımızın siparişlerinden elde ettiğimiz veriler ışığında bu süreci yönetmeye devam ediyoruz.

Mobile olan talep artışını COVID-19 öncesi ve sonrası şeklinde değerlendirdiğinizde neler söylersiniz? Bu süreci özellikle rakamsal olarak nasıl ifade ediyorsunuz?

Deloitte’un yayınladığı Türkiye’de E-ticaret 2019 Pazar Büyüklüğü Raporu’na göre, 83,1 milyar TL büyüklüğündeki e-ticaret pazarında, online perakende yüzde 43 büyüme ile 44,9 milyar TL’ye ulaştı. Online perakende içinde yer alan ‘Sadece Online Perakende’ ise 30,8 milyar TL’ye ulaşarak ile geçen seneye göre yüzde 48 büyüdü. Geçen yıl yayınlanan bir başka rapora göre ise online perakende alanında tüketici ziyaretlerinin yüzde 70’ten fazlası mobil kanallar üzerinden geldi. Cironun da yüzde 60’tan fazlası yine mobil üzerinden yapıldı. Diğer yandan küresel gıda dağıtımı mobil uygulama pazarı büyüklüğü, 2017 yılında 3,79 milyar dolar civarındaydı. 2023 yılına kadar ise sektörün yüzde 27’lik Bileşik Yıllık Büyüme oranı kaydetmesi ve 16,61 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Fakat tüm bu tahminler, Aralık 2019’dan bu yana, tüm dünyayı etkisi altına alan COVID-19 pandemisi öncesine ilişkin veriler. Bu dönemde özellikle mobile olan talebin hızlı artışı ile birlikte çok daha farklı sayılar telaffuz edilmeye başlandı. Bu kullanıcı alışkanlığı değişiminin önemli ölçüde kalıcı olacağını göz önünde bulundurarak, bu verilerin özellikle bizim sektörümüz için güncellenmesi gerekeceğini düşünüyoruz. İlk vakanın açıklanmasından bu yana indirme oranımız yüzde 60 arttı. Sepet tutarımız yüzde 50, iş hacmimiz ise yüzde 65 artış gösterdi. Getir’den en büyük farkı 4 bine yakın ürün çeşitliliği olan GetirBüyük, bu dönemde büyümeyi sürdürdü. Salgın öncesi döneme göre GetirBüyük ile 2, hatta bazı günler 3 katı kadar sipariş teslim ettik. Temel Gıda kategorisi yüzde 165 büyüme gösterdi. Meyve – sebze satışları yüzde 75’e yakın büyüdü. Kişisel Bakım ve Ev Bakım kategorilerimizde yüzde 60’ın üzerinde büyüme yaşadık.

Siz bu beklenmedik süreçle birlikte, iş modelinizi nasıl değiştirip geliştirdiniz?

Dünyada bir ilk olan Getir, DNA’sı itibarıyla zaten bir teknoloji şirketi. Teknolojiden sonra kendimizi perakende ve lojistik şirketi olarak tanımlıyoruz. Teknoloji destekli değil, teknoloji şirketi olduğumuz için kurulduğumuz günden bu yana talep planlama, tedarik zinciri, lojistik, stok yönetimi süreçlerini kendi altyapımızda yönetebilme kabiliyetine sahibiz. Dolayısıyla, bu dönemde büyük bir yeniliğe gerek duymadan ihtiyaçlara göre teknolojimizi adapte ettik. Öte yandan Getir çatısı altında 100’ü aşkın yazılımcı görev alıyor. Tüm teknolojik geliştirmelerimiz bu arkadaşlarımız tarafından yapılıyor. Kendi ekibimizin olması pek çok konuda avantaj sağlıyor. Bunların en başında ise hızlı aksiyon alabilme kabiliyeti geliyor. Şu ana kadar karşılaştığımız her zorluğa çok hızlı çözüm üretmemizi ve kendimizi iyileştirebilmemizi yazılım ekibimiz sağladı. Şu an içinden geçtiğimiz zorlu dönemde ise ‘Siparişi Kapıya Bırak’, ‘Online Bahşiş’ gibi ihtiyaç ve taleplere anlık çözümler sunmamız yine yazılım ekibimizin emekleri ile oldu.

Süreç sonrasında dijital adaptasyon ve e-ticaret alışkanlıkları noktasında müşteri değişimini ne yönde görüyorsunuz?

Bugünlerde en çok gündeme gelen konulardan biri ‘yeni normal’. Pek çok şirket evden çalışmaya geçiş yaptı. Mağazalar, alışveriş merkezleri kapandı. Ticaretin büyük kısmı online üzerinden yürüyor. Salgının azalması ile birlikte yeniden iş yerlerine dönüşler olacak, şu an çeşitli uygulamalar üzerinden yaptığımız toplantıların bir kısmını yine yüz yüze yapacağız. Ancak, bahsi geçen bu yeni normal ile birlikte, online alışveriş alışkanlığı kazanan kesim bunu sürdürecek. E-ticaret’te kırılması en zor alışkanlık kredi kartının
ödeme için kullanılmasıdır. Bankalararası Kart Merkezi’nin verilerine göre; salgın döneminde 5 milyon kart ilk kez internet ödemelerinde kullanıldı. Bu müşteriler e-ticaretin kolaylığını bir kere yaşadıktan sonra düşük frekansta da olsa internetten alışveriş yapmaya devam edecektir. Genç kitlenin zaten alışkın olduğu e-ticaret, bugünlerde orta yaş ve üzeri kesime de hızla sirayet ediyor. Bu durum, online alışkanlığını hayatımızın her alanında görmemizi sağlayacak. Fatura ödemeden kıyafet alımına, banka işlemlerinden market alışverişine kadar her alanda online’a hızlı bir adaptasyon olacağını söyleyebiliriz.

Teknoloji birçok şirketi ve sektörü dönüştürdü. Bu bağlamda bakacak olursak, gıda perakendesinin ilerleyen dönemde sizin iş modelinize evrilmesi söz konusu olabilir mi?

Getir olarak biz kurulduğumuz günden beri dijitaliz. Beklediğimiz, müşterinin de dijitalleşmesiydi. Bu dönemle birlikte birkaç sene içinde görmeyi beklediğimiz değişim, birkaç ay içinde gerçekleşti. Gelecek dönemde artan talep bir noktada dengelenecektir. Bununla birlikte uzun vadede gıda perakendesinde geleneksel kanalların büyük ölçüde online modeller de içeren kanallara evrilmesini bekliyoruz.

Peki, bu dönemde öne çıkan konulardan biri de siber güvenlik. Siz özellikle güvenli ödeme altyapısını nasıl sağlıyorsunuz?

Ödeme altyapısı olarak Mastercard’ın dijital ödeme çözümü olan MasterPass ve Bankalararası Kart Merkezi’nin dijital cüzdanı BKM Express ile çalışıyoruz.  Kullanıcılarımız sisteme bir defaya mahsus kaydettikleri kartları ile ödeme yapabiliyorlar. Tüm kart bilgileri de MasterPass ve BKM Express altyapılarında saklanıyor.

Önemi gün geçtikçe artan konulardan bir diğeri de kuşkusuz veri. Siz de kurulduğunuz günden bu yana veri topluyorsunuz. Bu verilerin anlamlandırılması için yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz, veri analitiği noktasında neler yapıyorsunuz? Özellikle sosyal medyayı veri noktasında nasıl kullanıyorsunuz?

Getir 2015 yılında kurulduğundan bu yana her uygulama indirmede, her ürün aramasında, her siparişte Kişisel Verileri Koruma Kanunu’na uygun olarak veri topluyor. İşin zor kısmı bundan sonra başlıyor. Toplanan bu verileri anlamlandırabilmek ve sürecin farklı alanlarını iyileştirebilmek için 40’a yakın ekip arkadaşımızın çalıştığı veri ekibimiz var. Panellerimiz üzerinden bu verileri anlık olarak takip edebiliyor ve her konuda hızlıca aksiyon alabiliyoruz. Bir örnek vermek gerekirse; kullanıcılarımızın aradığı ürünlere göre düzenli olarak ürün yelpazemizi yeniliyoruz. Her bir kullanıcımızın sipariş verdiği ürünlere göre kişiselleştirilmiş tavsiyelerde bulunuyoruz. Sahip olduğumuz veri tabanının bize sunduğu özellik sayesinde talepleri ve alışkanlıkları gözeterek kampanyalar kurguluyoruz. Bunlara ek olarak, iş ortaklarımızla ve farklı kurumlarla iş birlikleri yapıyor, gerek toplumsal gerekse kullanıcılarımız için fayda sağlayacak çeşitli projeler hayata geçiriyoruz. Sosyal medyada ise anlık olarak kullanıcılarımızın beklenti ve taleplerini görebiliyor, çeşitli raporlama sistemleri ile düzenli olarak durumu takip ediyoruz. Buradan edindiğimiz verileri, gerek online bahşiş gibi teknolojik iyileştirmelerimizde gerekse vegan kategorisi gibi ürün yelpazemizin genişletilmesinde kullanabiliyoruz.

Bundan sonraki süreçte Getir’de ne tür yenilikler planlıyorsunuz? İlerleyen dönem hedefleriniz neler?

Öncelikli hedefimiz elbette ülkemize hem ekonomik hem de istihdam anlamında katma değer sağlamaya devam etmek. İçinden geçtiğimiz bu zorlu dönemde müşterilerimiz ve kamuoyu Getir’i ticari bir firmadan ziyade insana dokunan, kamu faydasına iş yapan bir
şirket olarak konumlandırdı. Biz bu sorumluluğu artık omuzlarımızda hissediyoruz ve çalışmalarımızı da hissettiğimiz bu sorumluluk çerçevesinde genişletmeyi planlıyoruz.
Uzun vadede ise elbette farklı ülkelerde başarılı operasyonlar sürdürmeyi hedefliyoruz. Bu
doğrultuda yurt dışında öncelik Londra olmak üzere Paris, Sao Paulo ve Mexico City’de faaliyet göstermeyi hedefliyoruz.

“Yetersiz yatırımla yola çıkan girişimler pazarlama gibi önemli konularda çekingen davranmak zorunda kalıyor”

Başarılı bir girişim olarak, Türkiye’deki genç girişimcilere önerileriniz neler olacak

İnsanların hayatını kolaylaştıran ve zaman kazandıran uygulamaların uzun vadede başarılı olacağına inanıyorum. Yaşadığımız bu zorlu sürecin de bu hızlı büyümeye ciddi bir etkisi olacak. Gençlere verebileceğim ilk tavsiye, dünyayı yakından takip etmek ve özgün bir fikir bulmak. Daha sonra doğru zamanda, doğru ekiple ve doğru bütçeyle işe başlanılması çok önemli. Girişimcilerin bugün en önemli yanlışı bence girişimlerin gerçek ihtiyaçlarının epeyce altında fonlarla işlere başlamaları. Yetersiz miktarda yatırımla yola çıkan girişimciler pazarlama, tanıtım gibi önemli konularda çok çekingen ve korkak davranmak zorunda kalıyor ve bu nedenle aslında belki de başarılı olacak birçok girişim hedefine ulaşamıyor.

İlgili Haberler