OdakYeni normalde IoT’nin gücü ve büyüyen rolü!

IoT uzun sürme ihtimali olan sosyal mesafe senaryosunda veya bir sonraki salgında bize nasıl yardımcı olabilir?
7 Temmuz 20207060

Yeni teknolojilere adaptasyon bir yenilikten çok zorunluluk haline geldi. COVID-19 ile birlikte nesnelerin interneti ve robotik teknolojilerinin ne denli ağır bir yükü kurumların sırtından aldığı kesin bir biçimde fark edildi.

2019 yılında 150 milyar dolar değerinde olan IoT pazarının 2021 yılına kadar 243 milyar dolar değerinde olması bekleniyor. Uzaktan çalışma, tedarik zinciri takibi, temassız ödemeler ve hatta “Sağlık 4.0” bile sadece birkaç IoT uygulaması sayesinde mümkün oldu. Peki IoT uzun sürme ihtimali olan sosyal mesafe senaryosunda veya bir sonraki salgında bize nasıl yardımcı olabilir?

Bu yazımızda, IoT’nin pandemi sürecinde yaşamımızın en kötü aşamasına yardımcı olduğu birçok farklı alanı ve COVID-19’un IoT algımızı sonsuza kadar nasıl değiştirdiğini keşfedeceğiz.

Uzaktan çalışma: Bulut ve uzaktan erişim

Uzaktan çalışma, son birkaç aydır birçok şirket için standart haline geldi. Salgın öncesinde de sıklıkla gündeme gelen uzaktan çalışma kavramı bize daha fazla esneklik, ev-iş arasında daha az zaman kaybı ve ofis masraflarından tasarruf etmek gibi avantajlar sunuyor. Ancak şirket çalışanlarının, işlerini tam anlamıyla yerine getirebilmesi için de veri toplayan sensörlere, toplanan verilerin işlenmesine ve tüm iş süreçlerinin bulut üzerinden çalışabilmesine ihtiyaç var.

Robotun yükselişi

Endüstriyel bakım yöneticileri için bir montaj hattındaki sosyal mesafenin sürekliliği zor bir iştir. Birçok fabrika, tüm güvenlik standartlarını karşılamak için düzenlemeleri yeniden gözden geçirmek zorunda kalacak. Bunun üretimde bir bozulmaya yol açmaması için birçok şirketin IoT’ye güvenmesi zorunlu olacak.

Robotlar genellikle insanların ellerinde işlerini almaları ile ilişkilendirilir. Oysa COVID-19 süreci ile görüldü ki, dünya ekonomisini ayakta tutmak da yine robotlar ile mümkün. Belirli süreçlerin otomatikleştirilmesi robotların işçilerin yerini almasından ziyade, süreçlerin daha güvenli, daha verimli ve daha üretken olması anlamına gelir.

Blockchain, COVID-19’a karşı bir silah olabilir mi?

Blockchain, son yılların en umut verici teknolojilerinden biri. Her bir değişimin gerçek bir değere karşılık gelmesini sağlamak için işlemleri kripto para birimi ile kontrol etmek için oluşturuldu. Bu “zincire” bir bilgi parçası (blok) eklendikten sonra silinememesi bu yöntemi cazip kıldı.

Bu ilk amaç olmasına rağmen, blockchain’in birkaç uygulaması olabilir. En iyi bilinenlerden biri, tüm dağıtım zincirinin kontrolüne izin verecek perakende satışta blockchain kullanımıdır. Örneğin, belirli bir ürün grubunun nerede üretildiğini, buzdolabında ve içinden geçtiği depolarda hangi sıcaklıkta saklandığını öğrenebiliriz. Ve bu bilgi kesinlikle güvenilir olacaktır, çünkü yukarıda açıkladığımız gibi, bu zincir dokunulmazdır.

Stok kontrolü

Dağıtım zincirlerinin bozulmasıyla stok kontrolü, perakendecilerin ve toptancıların tecrit sırasında karşılaştıkları en büyük zorluklardan biriydi ve bu zorluk yıl sonuna kadar devam edebilir. Ancak depo içi ve depo dışı stoklarını kontrol etmek için NFC etiketlerini kullanan şirketler bu görevlerini kolaylaştırdı.

Öte yandan, bazı taşıyıcı şirketler tarafından kullanılan takip ve izleme sistemleri, e-Ticareti tam olarak çalışır durumda tutmak ve teslimatlardaki gecikmeleri gerçek zamanlı olarak yönetmek için gerekli olduğunu kanıtlamıştır. Başka bir deyişle, IoT son tüketiciye daha hızlı ve daha şeffaf bir hizmet sunmanın bir yolu haline geldi.

Sağlık, teknolojik gelişmeden en fazla kazanım sağlayan sektörlerden birisidir. Bugün itibariyle evde olan veya hastaneye gidemeyen hastalara eşlik etmek için “teletıp” ve “interaktif tıp”tan bahsetmek mümkün. Endüstri 4.0’da uygulanılan bazı teknolojilerin de burada uygulamaları söz konusudur. Örneğin, görüntüleme ve radyoloji ekipmanlarını birbirine bağlamak veya hastaları uzaktan takip etmek mümkündür ki buradan da gerçek bir “Sağlık 4.0” doğar.

4.0 teknolojisinin en iyi örneklerinden biri, kandaki glikoz değerini ölçmeye yarayan cihazlarda depolanan kayıtlara erişim izni veren yazılımlardır. NFC teknolojisini kullanarak çalışan bir kan şekeri okuyucu, bir yazılımla eşleştirildiğinde doktor, hastanın o anda kan şekerini görebilir. Kan şekeri kontrolüne ilişkin diğer istatistiklerle birlikte günlük ve aylık grafikler de yer alır. Dahası, birkaç yıldır insan için neredeyse imkansız bir hassasiyet gerektiren ameliyatlarda robotlar kullanılıyor. Tıbbi robotlar, COVID-19 tespit merkezlerinde hastaların ateşini ölçmek, izole olanlara ilaç vermek ve hatta odaları dezenfekte etmek için kullanılıyor. Bu, bir yandan sağlık profesyonellerine bulaşma riskini azaltırken, diğer yandan rutin görevlerde koruma malzemesinden tasarruf sağlıyor. En muhtemel olan ise, COVID-19’dan sonra bu tip teknolojinin gittikçe daha fazla gelişeceğidir.

Halk sağlığı hizmetlerinde büyük veri

Büyük veri, IoT ile ilişkili terimlerden birisidir. Her geçen gün sistemleri entegre etmeyi ve pandemi de dahil olmak üzere sahip olduğumuz tüm verilere dayanarak karar vermeyi öğreniyoruz. Atık toplama veya park yerleri gibi belediye hizmetlerini optimize etmek için büyük veri kullanan akıllı şehirleri duymaya başlıyoruz.

COVID-19 ile büyük veriler halk sağlığına hizmet etmek için kullanılmaya da başladı. Çin, Güney Kore ve Avustralya gibi ülkeler, epidemiyolojik haritalar oluşturmak ve iletişim zincirlerini izlemek için büyük veriler kullandı. 10 yıl öncesine kadar bilim kurgudan başka bir şey olmayan bu durum, bir gerçeklik haline geldi ve IoT kendisini, gelecekte diğer halk sağlığı sorunlarıyla başa çıkmak için bir çözüm olarak belirledi.

COVID-19’dan sonra ne olacak?

COVID-19’un IoT üzerindeki etkisi, özellikle virüs dünyaya yayılmaya devam ederse, sınırlamanın çok ötesine uzanabilir. Pandemi, şirketleri iki türe ayırdı: teknolojiyi kendi yararlarına kullanmaya ve ilerlemeye hazır olanlar ve yeni çalışma yöntemlerine uyum sağlamaya direnenler. Kuşkusuz, bu dijital uçurum daha önce de vardı ama hiç bu kadar keskin ya da belirleyici olmamıştı.

Ar-Ge projelerine yatırım yapan şirketler ve teknolojik yenilikler önümüzdeki birkaç yıl içinde geride kalırken alternatif olarak yeni şirketler ortaya çıkıyor. Burada sorulması gereken soru ise çitin hangi tarafında olduğunuzu belirlemektir.