MakalelerTeknolojiyle Doğanlar: K Kuşağı

Her endüstri devrimi ve her teknolojik gelişme insan ilişkilerini ve totalde sosyolojiyi etkiliyor, dönüştürüyor. Bu bazen iyi bazen kötü olabilir.
14 Mayıs 201954

Her endüstri devrimi ve her teknolojik gelişme insan ilişkilerini ve totalde sosyolojiyi etkiliyor, dönüştürüyor. Bu bazen iyi bazen kötü olabilir. Peki dünyaya bu kadar kolay ulaşabiliyor olmamız, teknolojiye doğan kuşağı nasıl etkiledi, nasıl etkiliyor? Eskiden sadece mahallemizdeki kötülüklerden haberimiz varken, şimdi dünyadaki tüm kötülükleri görme ve duyma “şans”ıyla lanetlenmiş gibiyiz. Psikiyatristler bu nedenle bazı hastalarına sosyal medya diyeti bile önerebiliyor. Bu yazıda size teknolojinin içine doğan, karamsar K kuşağından söz edeceğiz.

1995-2002 yılları arasında doğdular, teknoloji yüzünden dünyanın en kötü yüzüyle çok erken yaşlarda tanışmak zorunda kaldılar. Uzmanlara göre önemli bir bölümü dünyayı varoluşsal bir tehdit olarak algılıyor. Stresliler. Kurumlardan tek beklentileri ise, dünyayı daha güzel bir yer haline getirebilecek sosyal sorumluluk projeleri, şeffaflık ve ahlak…

K kuşağı ismini, ilki 2012’de gösterime giren Açlık Oyunları (The Hunger Games) serisinin ana karakteri Katniss Everdeen’in adının baş harfinden alıyor. Ekonomik çöküş, işsizlik, terör, savaş ve göç gibi gerçeklerle internet yüzünden erken yaşta yüzleşmek zorunda kalan bir nesil. Kendisini fiziki olarak etkilemese bile dünyanın dört bir yanındaki acıları sanal olarak deneyimliyor. Bu da karamsar bir kuşak olmalarının ana sebebi. Teknoloji, çöküş ve tehlike ile tanımlanan K kuşağı, ‘Biz her şeyi yapabiliriz’ci önceki kuşağa karşı, adaletsiz bir dünya içinde olduklarının farkında. İlk kez London College Üniversitesi fahri profesörü ve Cambridge Judge Ticaret Üniversitesi profesörü Noreena Hertz tarafından tanımlanan K’lar, dünyanın her bölgesinde benzer özellikler taşıyor. Bu kuşak ile dünya tarihinde ilk defa 11 Eylül, Madrid ve Ankara bombalamaları, Paris saldırıları, El-Kaide’nin yükselişi, IŞİD’in ortaya çıkışı gibi yüksek doz şiddet teknoloji aracılığıyla 24 saat gözlemlenebiliyor.

Gerçekçi Ve Karamsar Kuşak

Profesör Hertz’in K kuşağı üzerine yaptığı çalışmalar son yıllarda Avrupa, Amerika ve Çin medyasının yanı sıra Dünya Ekonomik Forum’u ve Google Zeitgeist Forum’u gibi uluslararası platformlarda büyük ilgi uyandırmış durumda. Prof. Hertz’e göre bu kuşak Y Kuşağı’ndan farklı olarak, teknolojik gelişmelerin hayatımıza etkisini hayranlıkla izlemek yerine, ileri teknolojiyi çevresi ve dünya için nasıl kullanabileceği üzerine yoğunlaşmış durumda. Akıllı telefonlar onlar için haberleri, ailelerini ve arkadaşlarını temsil ediyor. Ulaşılabilir olmak onlar için varoluş anlamına geliyor. İnternete her an bağlı olmak kötü haberlerden de aynı anda haberdar olmak anlamında. Bir önceki kuşaklardaki yaşıtlarının normalde izlemeyeceği ya da okumayacağı tüm haberlere timeline’da maruz kalıyorlar. Bu da onları, dünyadaki tüm fırsatların kendisini beklediğini sanan önceki kuşaklardan farklı olarak daha gerçekçi ve karamsar yapıyor.

Prof. Hertz’in yaptığı araştırmalara göre K kuşağının en büyük korkusu başarısızlık ya da sevdiklerini kaybetmek değil, yüzde 75’i en çok terörden, yüzde 66’sı ise iklim değişikliğinden korktuğunu söylüyor. Yüzde 45’i 10 yıl içerisinde kayda değer bir başarı elde edebilmek için gece gündüz çalışmaya hazır olduklarını belirtiyor. ‘Ben her şeyi hak ediyorum’cu Y kuşağından bu anlamda da ciddi bir farklılık gösteriyor. Yüksek kaygılar içinde olan bu kuşak, iş bulmak ve hayatını idame ettirebilecek parayı kazabilmek konusunda geleceğe projekte stres kaynaklarıyla baş etmeye çalışıyor. Hatta yüzde 72’si borçlanma korkusu taşıyor. İleride başarılı olabileceklerine dair umutları ise sınırlı.

Kurumlara Güvenleri Yok

K kuşağı kurumlara karşı da güvensiz. Prof. Hertz’e göre yetişkinlerin yüzde 60’ı büyük şirketlere, kurumlara güvenirken, K kuşağında bu oran sadece yüzde 6. Küresel şirketlerle ilgili düşüncelerini ‘sömürücü, bencil, kibirli, aç gözlü, güvenilmez ve sahtekar’ gibi kelimeler kullanarak ifade ediyorlar. Bu anlamda bu kuşak ile şirketler arasındaki toplumsal anlaşmanın tamamen çöktüğünü söylemek yanlış olmayacaktır. Ekonomik eşitsizlik, ırkçılık, toplumsal eşitsizlik ve cinsiyet eşitsizliği K’ların başta gelen dertleri arasında yer alıyor.

Mucitler Nesli

K kuşağı ise kısmen Z kuşağını da içine alıyor. Ancak K, tanımı ve felsefesi itibariyle daha kalıcı olacak gibi görünüyor. K kuşağı için üreticiler, yaratıcılar ve mucitler nesli de deniyor. Dijitalden önceki dünyayı hatırlamayan K’ların çalışma hayatı ve birer tüketici olarak markalardan beklentileri de diğer kuşaklardan farklılaşıyor. Prof. Hertz’e göre bu kuşak sadece satın almak istemiyor, tasarlama ve yaratma sürecinin bir parçası olup tükettikleri ürünlere, hizmetlere ve medyaya kendinden de bir şeyler katmak istiyor. Yaratma arzularına tam anlamıyla kendi istedikleri şekilde tüketme istekleri eşlik ediyor.

Mükemmellik Değil Samimiyet Bekliyorlar

Küresel iletişim ajansı Weber Shandwick, K kuşağına nasıl pazarlama yapılacağı konusunda Prof. Noreena Hertz ile birlikte çalışıyor. Prof. Hertz, markaların stratejik bir tutum sergilemeleri durumunda EMEA bölgesinde bulunan K’ların 150 milyar euro değerindeki satın alma gücünden faydalanabileceklerini belirtiyor. Henüz sadece pazarlamacılar için değil, araştırmacılar ve psikologlar için de yeni olan K kuşağının markalardan beklentisi ise samimiyet ve adanmışlık. K kuşağının önemsediği toplumsal, siyasi, çevresel ve ahlaki konularda bir duruş sergilemek markalar açısından kritik. Markanın söyledikleriyle yaptıklarının tutarlı olması, risk alması ve toplumsal dönüşüm ve hareketlerde bir aktiviste dönüşmesi saygınlığını arttırıyor. İyi tarafı şu ki bu kuşak kurumlardan mükemmellik beklemiyor. Tarafımız belli olsun diyerek yangına su damlası taşıyan karınca misalindeki gibi samimiyete önem veriyorlar. Hedefi değil yolu önemsiyorlar. Şirketlerin mevcut durumlarıyla ilgili şeffaf olabilmesini takdir ediyorlar. K kuşağını hedefleyen reklam kampanyalarında etik değerlerin ön planda tutulması gerekiyor. K’lar dünyayı daha iyi bir yapmak isteyen idealist markaları çekici buluyor. Kkurnaz firmalarla değil, prensiplerine tutkuyla bağlı firmalarla ilgileniyorlar.

İlgili Haberler