Büyük VeriMakalelerTeknolojiEndüstri 4.0 – Kaos mu, fırsat mı?

Endüstri 4.0 ve robotların tüm sektörleri güncellediği çağımızda en çok merak edilen konulardan biri de, robotların işimizi elimizden alıp alamayacağı.
15 Nisan 2019363

Endüstri 4.0 ve robotların tüm sektörleri güncellediği çağımızda en çok merak edilen konulardan biri de, robotların işimizi elimizden alıp alamayacağı. Yakın gelecekte sokaklar, işini robotlara kaptırmış öfkeli kalabalıklarla mı dolacak? Yoksa kitlesel dönüşüm ile beraber, korkulanın aksine istihdamın artması mümkün olabilir mi?

Alvin Toffler, “21. yüzyılın cahilleri okuma yazma bilmeyenler değil, yanlış öğrendiklerini unutamayan, yeniden öğrenmeye, değişime ve dönüşüme açık olmayanlar olacaktır” demişti. Bugün, bu sözü anlamaya en çok ihtiyaç duyduğumuz zamandayız. Dördüncü Sanayi Devrimi, tüm bildiklerimizi güncelleyip, yeni şeyler öğrenmemizi gerekli kılıyor. Artık mesleki yetkinlik için neredeyse her yıl bilgi güncellemesi almamız gerekiyor.

Modern otomosyon sistemlerinin veri transferiyle akıllı üretim gerçekleştirmesi fikrine dayanan Endüstri 4.0’ın, özellikle üretim hatlarında devrim yaratacağı tartışmasız bir gerçek. Önümüzdeki yıl sadece sanayide 2,3 milyon ünite robot kullanılması beklenirken, özellikle de Türkiye’de işgücünün yüzde 75’ini oluşturan mavi yakalıların sahip oldukları yetkinlikleri tekrar değerlendirmeleri gerekecek gibi görünüyor. “Yeni Sanayi Devrimi” olarak tanımlanan ve yakın geleceği şekillendirmesi beklenen Endüstri 4.0’ın, mavi yaka istihdamı üzerindeki etkisine yönelik farklı öngörü ve tahminler bulunuyor. Liberationist, Change Leadership School CEO’su ve Yazar Gustavo Razzetti konuyla ilgili, “Belirsizlik döneminden geçiyoruz. Önümüzdeki 25 yıl içinde işlerin yüzde 47’si kaybolacak. Adapte olmak bu rekabetteki en önemli avantaj haline gelecek” diyor.

500 BİN YENİ İŞ İMKANI

Söz konusu dönüşümün mavi yaka ve ara kademe pozisyonlar üzerindeki etkisi kuşkusuz konunun en önemli kısmı. Uzmanlara göre nitelikli mavi yaka ihtiyacı artacak. Bu da Türkiye’deki çalışan nüfusun yüzde 75’ini oluşturan mavi yakalılar için tam anlamıyla değişim anlamına geliyor. Endüstri 4.0’ın getireceği yeni üretim teknolojileri, çalışanların bugünkünden daha farklı beceri ve yetkinliklere sahip olmalarını gerektiriyor. Bu çerçeveden bakıldığında, daha nitelikli işgücüne kapıların açılacağını söylemek de mümkün. TÜSİAD’ın hazırladığı Türkiye’nin Küresel Rekabetçiliği İçin Bir Gereklilik Olarak Sanayi 4.0 raporunda da işaret edildiği gibi, üretim sektöründe, önümüzdeki 10 yıllık süreçte nitelikli olmayan işçilik ihtiyacında 400-500 bin kadar azalma beklenirken, yaklaşık 100 bin kadar da yüksek nitelikli yeni çalışan ihtiyacı olacağı tahmin ediliyor. Buna ek olarak, sanayileşmenin getireceği büyüme akımı sonucunda da 400-500 bin kadar yeni iş imkanı doğacağı düşünülüyor. Endüstriyel bilgisayar mühendisliği, endüstriyel veri bilimciliği, IoT çözüm mimarlığı, veri güvenliği uzmanlığı, robot koordinatörlüğü, 3D yazıcı mühendisliği ve endüstriyel kullanıcı arayüzü tasarımcılığı gibi farklı meslek dallarının popüler olması bekleniyor.

RUTİN OLMAYAN İŞLER KALACAK

Türkiye’de 3 işsizden 2’si mavi yaka. Üretim gibi standardizasyonun gerekli olduğu sektörlerde mavi yaka ihtiyacının azalacağı su götürmez bir gerçek. Yani yapay zeka ve robotlar tekrar, tahmin ve veriye dayalı işleri elimizden alacak. Ancak bazı görüşlere göre garsonluk gibi rutin olmayan işler yaşamaya devam edecek. Anlık olarak elinizi kaldırıp garsonu yanınıza çağırıp bir şey talep edebilirsiniz, o an bir bardak kırılabilir. Bunların hiçbiri öngörülebilir şeyler değildir. Sekreterlik, asistanlık, zanaat, servis hizmetleri, tamir, temizlik ve şoförlük de uzun vadede yapay zekanın ve robotların kapabileceği işler arasında görünmüyor. Yılın başında Tokyo’da bulunan dünyanın ilk robot oteli Henn Na, müşteri memnuniyeti sağlanamamasından dolayı 243 robotun işine son vermişti hatırlarsanız. Demek ki hizmet sektöründe robotlar hala insana rakip değil.  Ama insan kaynakları gibi veriye dayalı, algoritmalarla mükemmelleştirilebilecek işlerin mutasyona uğrayacağı kesin.

Tahminlere göre bugün ilkokula başlamış olan neslin en az yüzde 65’i çalışma çağına geldiklerinde bugün adını bile bilmediğimiz mesleklerde çalışacak. Mevcut bilgi ve alışkanlıklarla bu ihtiyaca karşılık vermek mümkün değil. İletişime ve değişime açıklık, öğrenme isteği, adaptasyon ve esneklik kabiliyeti artık hayati özellikler. Bunu sağlayamayan her iş alanı büyük sancı yaşayacak.

TALEP EKONOMİSİ YAYGINLAŞACAK

Araştırmalar, Endüstri 4.0 ile birlikte yakın gelecekte pek çok yeni mesleğin hayatımıza gireceğini, “on-demand economy” yani talep ekonomisinin yaygınlaşacağını gösteriyor. Bu durum sadece mavi yaka için değil beyaz yaka için de yeniliklere gebe bir dönem. Talep ekonomisini, tüketicilerin ve firmaların arzlarının, firmalar tarafından kullanıcılar ve çalışanlar yoluyla hızlı bir şekilde tamamlanması olarak özetleyebiliriz. Mesela Uber gibi. Artık hız ve esneklik hiç olmadığı kadar önemli. Esnek çalışma sistemleri artık pek çok insan için bir yaşam biçimi. Geçmişe baktığımızda her dönemin, “Acaba iş gücü kayıplarına neden olacak mı?” endişesi taşıdığına şahit oluyoruz.  Ancak her süreç yeni yetkinlikleri ve pozisyonları beraberinde getiriyor. İnsana olan ihtiyaç biçim değiştirerek devam ediyor. Bu nedenle Endüstri 4.0’ı mevcut işgücü kaynağı için nasıl daha verimli kullanacağımızı düşünmek, bizlerin avantajına olacaktır.

ENDÜSTRİ 4.0 İÇİN SON ÇIKIŞ: 2020

Uluslararası denetim, vergi ve danışmanlık firması KPMG’nin 2018 Endüstri 4.0 raporu, 2020’ye kadar yeni teknolojilere geçiş konusunda adım atmayan işletmelerin, ciddi anlamda rakiplerinin gerisinde kalacakları uyarısı yapıyor. Endüstri 4.0 şimdiden ‘Nesnelerin İnterneti’ tabanlı teknolojiler, büyük veri, artırılmış karar verme ve ileri otomasyon teknolojilerinin hızla birbirine yakınlaşıp birleşmesiyle, sahip olduğu inanılmaz potansiyelin sonuçlarını gözler önüne sermeye başladı.

Rapor, Endüstri 4.0 dönüşümünün tam potansiyelini açığa çıkarmak için gereken aciliyet hissi ve bilgiye dayalı liderliğin, birçok işletmede eksik olduğunu ortaya koyuyor. Araştırmadan çıkan sonuç, dar kapsamlı, teknoloji güdümlü, tabandan yukarı girişimler ve pilot projeler yürüten üreticilerde ‘aldatıcı bir güvenlik hissinin’ hüküm sürdüğü yönünde. Rapora göre işletmeler, Endüstri 4.0 dönüşümünün esas anlamını ve potansiyelini bütünüyle gözden kaçırıyor. Endüstri 4.0 pazarının 2022 yılına kadar öngörülen değerinin 152 milyar dolara ulaşması bekleniyor.

ROBOT NÜFUSU 2,5 MİLYON OLDU

Boğaziçi Üniversitesi Dijital Dönüşüm ve Endüstri 4.0 Platformu’nun geçen ay düzenlediği Robotik konulu toplantıda, bu alanda dünya çapında yapılan çalışmalar masaya yatırılmıştı. Boğaziçi Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği öğretim üyesi Prof. Dr. Işıl Bozma’nın toplantıda aktardıklarına göre, 2015 yılı itibariyle dünya robot nüfusunun 1,5 milyondu, 2019’da bu rakamın yüzde 12 artarak 2,5 milyona ulaşması beklenirken, bu alanda başı Asya ülkeleri çekiyor. Robotik alanda gelişmişliğin önemli göstergelerinden birinin ‘’10 bin kişiye düşen robot sayısı’’ olduğu bilgisini veren Bozma, Türkiye’de bu rakamın 18 olduğunu, Asya genelinde ise 550 olduğunu belirtiyor. Türkiye’de toplam 8 bin robotun endüstriyel alanda kullanıldığını aktaran Prof. Bozma önümüzdeki 10-15 yıl içinde robotların üretimden ev hayatına, tarımdan güvenliğe hayatımızın bir parçası olacağını söylüyor.

KAOS DA MÜMKÜN

Yeni doğmuş bir bebeğin ayağa kalkıp yürümesi en erken 7 ayda gerçekleşirken, yapay zeka ile donatılmış örümcek benzeri bir robot bir hafta içinde emeklemeden koşmaya geçebiliyor. Tüm bu gelişmeler, korkutucu senaryoları da beraberinde getiriyor. Bazı görüşlere göre, robotik teknoloji ile yapay zeka birlikteliği insanı hızla oyunun dışına itiyor. Üretim ve hizmetler insan için yapılıyor, ancak üretime katılmayan insan tüm bu kendisi için üretilenleri nasıl alacak? Bu konuda henüz bir çözüm yok. Rekabet ortamında yapay zeka ve türevlerinden, otonom ve robotik sistemlere kadar ve endüstri 4.0’ın dışında kalan işletmelerin, fabrikaların hayatta kalma şansı olmayacak. Kar ve verimliliği daha çok arttırmak adına belki toplu işten çıkarmalar yapılacak. Çünkü en büyük maliyet insan. Bu işsiz ve ihtiyaçları karşılanamayan toplulukların, dünyamızı bugünkünden daha büyük bir kaosa sürüklemesi de mümkün.

Tüm ihtimali de göz önünde bulundurunca, dönüşümün gerçekleşebilmesi için firmaların Endüstri 4.0’a uyumlu teknik altyapı kurmasının yeterli olmadığını görebiliriz. Firmaların mevcut yetenekleri geliştirmeye ve dönüştürmeye yönelik çalışanlarını eğitim planlarıyla desteklemeleri de gerek. Bu noktada üniversite ve sanayi arasındaki iş birlikleri büyük önem taşıyor. Şirketlerin Ar-Ge birimlerinin üniversitelere taşınması hem farkındalığı arttıracak hem de nitelikli personel sorunun çözülmesine, kurumların genç beyinlerin yaratıcılığından faydalanırken öğrencilerin akademik eğitim süreçlerinde belirli yetkinlikleri kazanmalarına yardımcı olacaktır. Artık çağın gereksinimlerine yönelik dönüşümler, sürdürülebilirlik için çok önemli. Böyle bakıldığında bu dönüşümleri insandan ve yeteneklerin dönüşümden bağımsız düşünemeyiz. İnsan kaynağının, yeteneğin dönüşümünü içermeyen bir değişim maalesef başarısız kalıyor. Bu bakış açısı ile dönüşümlerin başarılı olabilmesi için yetenek planlamasının da doğru bir şekilde yapılabilmesi, insan kaynakları departmanlarının, dönüşüm projeleri içerisinde bir paydaş olarak çalışması ve paralelde kurumları ihtiyaç duydukları yeni yetkinliklere, yeteneklere hazırlaması oldukça önemli görünüyor.

WORK 3.0 TREND DEĞİL, DEVRİMDİR!

İnsan kaynakları uzmanları, Baby Boomers Kuşağı’nın ortalama 12 değişik rolde ya da işte çalıştığını tahmin ederken, bugünün çalışan genç neslini temsil eden Y ile Z kuşağının kariyer hayatı boyunca 70 değişik iş ve rolde çalışacağını iddia ediyor. Meslek tanımları ve istenilen yetkinlikler de değişiyor. Özellikle masaüstü yazılım, web yazılım, e-ticaret sitesi yazılımı, mobil yazılım, oyun geliştirme, son kullanıcı testleri, ERP/CRP yazılımı, veri tabanı yönetimi, teknoloji mimarlığı gibi farklı uzmanlık alanlarında çalışan kişilere olan talep artıyor.

Dünya Ekonomik Forumu’nun yaptığı araştırmaya göre şirketlerin yüzde 50’si 2022 yılına kadar tam zamanlı iş gücünde azalmaya gideceğini belirtiyor. Yani iş dünyası proje bazlı çalışmaya kapılarını açıyor. ‘Robotlar bizim işimizi elimizden alıyor, işsiz kalacağız.’ düşüncesi yerine ‘Değişen iş yapış biçimlerine nasıl adapte olmalıyım?’ sorusunu sormak daha mantıklı aslında. Mesela 2027 yılında ABD’de toplam çalışan nüfusun yarısından fazlası kontrat bazlı serbest çalışanlardan oluşacak. Okullar da kendilerini bu değişime bilişsel tabanlı eğitimlerle hazırlıyor. Artık yetkinlik ve yetenek öne çıkıyor. Work 3.0 yani bağımsız çalışma sadece bir trend değil, aslında bir devrim. 2055 yılına gelindiğinde Türkiye nüfusu dünya nüfusunun yüzde biri bile olmayacak. O yüzden sınırların olmadığı bir dünyada büyük düşünmek zorundayız. Artık insanların bağımsız çalışması yeni dönemin getirdiği bir zorunluluk. Freelance dünyada en büyük işveren Amerika, en büyük iş yapan Hindistan. Bugün Türkiye’de yaşayıp İngiltere, ABD ya da diğer Avrupa ülkelerine sanal platformlar üzerinden iş yapan çok sayıda freelancer var. Sayı da giderek artıyor.

TASARIM VE MÜŞTERİ DENEYİMİ

Endüstri 4.0 üretim sektörünün tam dijitalleşmesini, sıfır kayıp zamanı hedefleyen bir yaklaşım ve bu işin kalbinde, tam göbeğinde yazılım var. Üretimin tamamen dijitalleşmesi, birbirine bağlı akıllı üretim cihazları ile entegre edilmesi ürün kalitesinin yükselmesi ve rakipler arasındaki ürün kalite farkının çok azalması anlamına geliyor. Bu noktada iki konu çok önem kazanacak. Birinci olarak tasarım temel fark yaratan unsur olacak. İkinci olarak da müşteri deneyimi ve müşteri memnuniyeti temel belirleyici olacak. Bu biraz bütün havayollarının aynı uçakları kullanmalarına rağmen müşteri deneyimini merkezlerine alarak fark yaratmalarına benziyor. Bir görüşe göre Endüstri 4.0 istihdamı tüm dünyada yüzde 13 arttıracak. Bunu zaman gösterecek ancak neler olacağı ya da neler olamayacağı, yine insanın yaratıcı zekasına bağlı…